Diyet ve Beslenme
Bu soruların yanıtını bilirseniz, evinize vitamin ve şifa dolu bir fileyle dönebilirsiniz. Medical Park Fatih Hastanesi’nden Diyetisyen Sevil Nas Can; çok sık tükettiğimiz, marketten ve pazardan aldığımız meyve ve sebzelerin besin değerleri hakkında bilgi verdi:
ELMA: C ve E vitamini, folik asit, pektin ve flovonoid içerir. Bağırsak sisteminin korunmasında faydalı ve posadan zengindir. Kolesterol düşürücü etkisi vardır. Kan şekerini kontrol altında tutar ve vücut direncini artırır. Kas ve eklem ağrılarının azalmasına yardımcı olur.
KABAK: K ve C vitamini içerir. Kanın pıhtılaşmasını düzenler. Kemik gelişimini sağlar. Böbrek fonksiyonlarında faydalıdır.
ARMUT: Fosfor, kalsiyum ve potasyumdan zengindir. Kalp kaslarının düzenli çalışmasına fayda sağlar. Tansiyon ayarlamasında etkilidir. Posadan zenginliği nedeniyle bağırsakları çalıştırır.
DUT: Kalsiyum, C ve B vitamini ile bol lif içerir. İdrar söktürücü ve bağırsak çalıştırıcıdır.
KİRAZ: Kalsiyum, fosfor ve C vitamini içerir. Diş çürümesini önlemede faydalıdır. İdrar söktürücüdür. Vücudun su dengesini sağlar.
ERİK: A ve C vitamini ile kalsiyumdan zengindir. Bağırsak çalıştırıcı ve direnç artırıcıdır.
YENİ DÜNYA MALTA ERİĞİ: A vitamini deposudur. Görmeye ve büyümeye faydalıdır.
İNCİR: Bol posa, kasiyum, fosfor ve magnezyum içerir. Sindirime yardımcıdır. Kemik ve diş sağlığına etkilidir.
ÜZÜM: Potasyum ve C vitamini deposudur. Sindirim sistemi üzerinde faydalıdır. Vücudun savunma mekanizmasını güçlendirir.
HİNDİBA: Potasyum, folik asit, C, A ve E vitamini içerir. Demir içeriğiyle kansızlığa iyi gelir. Yüksek lif içeriğiyle bağırsakları çalıştırır. Toksin atıcı ve idrar sökücüdür. İştah açıcı özelliği vardır.
ANANAS: Potasyum, fosfor, demir, A ve C vitamini içerir. Toksin atıcıdır. Bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar. Cilt sağlığında etkindir. Zindeliği artırır.
HAVUÇ: A, B, D ve E vitamini kaynağıdır. Cilt ve kemik sağlığında, hücre yenilenmesinde faydalıdır. Saç dökülmesini azaltır ve saçı canlandırır.
SALATALIK: A, B ve C vitamini ile fosfor ve selenyum deposudur. Güçlü bir antioksidandır. Cildi nemlendirir. İdrar yolları enfeksiyonlarında faydalıdır. Bol miktarda posa içermesinden dolayı barsak çalıştırıcıdır. Sakinleştirici etkisi vardır ve toksin atıcıdır.
ŞALGAM: C vitamini, potasyum ve magnezyum içerir. Yüksek tansiyona iyi gelir. Lif içeriğiyle bağırsak çalıştırıcıdır. Antioksidan özelliği ile kansere karşı koruyucu etkileri vardır.
SOYA: A vitamini, folik asit, doymamış yağ asitleri, demir ve yüksek oranda lif içerir. Kalp sağlığını korur. Tansiyona iyi gelir. Bağırsak çalıştırıcıdır. Antioksidan özelliği ile kansere karşı koruyucudur. Kemikleri güçlendirir.
KUŞBURNU: A, C, D ve E vitamini yönünden zengindir. Antioksidandır. İdrar yolları enfeksiyonlarında etkilidir. Bağırsak çalıştırır. Enfeksiyonlara karşı vücudu korur. Güçsüzlük ve halsizliğe iyi gelir.
BROKOLİ: A, C, E, B1 ve B2 vitamini ve bol miktarda posa içerir. Kalp hastalıklarına karşı korucudur. Prostat ve kolon kanseri riskini azaltır. Demir ve folik asitten zengindir. Kansızlığa faydalıdır.
MARUL: A, B ve E vitamini içerir. Sinir sisteminde faydalıdır. Büyüme ve gelişmede, cilt ve saç sağlığında olumlu etkileri vardır.
SOĞAN: A, B ve C vitamini ile fosfor ve kükürtten zengindir. Doğal antibiyotiktir. Bronş açıcı, bağırsak çalıştırıcıdır. Dayanıklılığı arttırır. Kemik ve diş sağlığında faydalıdır.
SARIMSAK: A, B, C ve E vitamini ile sakaroz içerir. Yaşlanmayı geciktirir. Kireçlenmede faydalıdır. Yüksek tansiyonu ayarlar. Doğal antibiyotiktir. Ödem sökücüdür. Damar gelişiminde faydalıdır.
KEREVİZ: A ve E vitamini ile folik asit ve potasyum içerir. İdrar söktürücüdür. Sindirimi kolaylaştırır. Sinir sisteminde yatıştırıcı etkisi vardır.
KARPUZ: A ve C vitamini ile fosfor ve potasyum içerir. Böbrekteki kum ve taşların atılmasında faydalıdır. Toksin atıcıdır. Sıvı ihtiyacının karşılanmasına da katkısı vardır.
KAVUN: A vitamini, potasyum ve folik asitten zengindir. Damar tıkanıklığında, bağırsakların çalışmasında etkilidir. Göz sağlına fayda sağlar.
BRÜKSEL LAHANASI: C ve B vitamini ile kalsiyum ve demirden zengindir. Kalp sağlığına ve kansızlığa iyi gelir. Kas gelişiminde faydalıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Yüksek tansiyonu düşürmede fayda sağlar.
LAHANA: Folik asit, A, B ve E vitamini yönünden zengindir. Güçlü antioksidandır. Mide rahatsızlıklarında ve hazımsızlık gidermede faydalıdır. Toksin atıcıdır.
PAZI: A ve C vitamini ile folik asitten zengindir. Beden güçlendiricidir. Demirden zengin olması sebebiyle kansızlığa iyi gelir. Bol posa içerir. Bağırsak rahatsızlıklarında faydalıdır.
KARNABAHAR: Potasyumdan zengindir. C vitamini içerir. Kalp hastalıklarında ve tansiyon düşürmede faydalıdır.
YER ELMASI: İnsülin ve glikoz içerir. Emziren annelerde süt artırıcı etki yapar. Böbreklerin düzenli çalışmasına yardımcı olur. Cilde faydalıdır.
PIRASA: Demir, kalsiyum ve potasyum içerir. İdrar sökücüdür. Bronş açıcıdır. Sindirimi kolaylaştırır.
PATATES: C ve B vitamini ile fosfor ve potasyumdan zengindir. Hazımsızlığı giderir. Mide rahatsızlıklarında faydalıdır. Kalp üzerinde olumlu etkileri vardır. Nişasta içeriğinden dolayı kan şekerinin hızla yükselmesine sebep olabilir.
ENGİNAR: Bol posa içerir. Kalsiyum, potasyum, magnezyum, A ve C vitamini içerir. Karaciğer ve safra kesesi sağlığını korur. Sindirimi kolaylaştırır. Böbreklerin çalışmasını düzenler. Toksin atıcıdır.
TAZE FASULYE: Folik asit, potasyum, A ve C vitamininden zengindir. Kötü kolesterolün düşmesinde yardımcıdır. Antioksidan özelliği vardır.
AVOKADO: Potasyum, magnezyum, A ve E vitamini içerir. Lif oranı yüksektir. Kabızlığa iyi gelir. Kalın bağırsak ve hemoroit için faydalıdır. Yüksek tansiyonu düşürücü etkisi vardır.
BAMYA: A, B ve C vitamini içerir. Sindirime yardımcıdır.
BÖRÜLCE: Kalsiyum, posa, potasyum ve A vitamini içerir. Kolesterolün ve tansiyonun düşmesinde faydalıdır. Kabızlığa iyi gelir.
AYVA: A, B ve C vitamini içerir. Mideyi rahatlatır. İshale karşı korucudur. Cilde faydalıdır.
BAKLA: A ve C vitamini içerir. Lif yönünden zengindir. Kabızlığa iyi gelir. Kolesterole ve kansere karşı koruyucudur.
ISPANAK: B ve C vitamini ile magnezyum ve çinkodan zengindir. Cilt sağlığına, sinir sistemine, sindirime, göz sağlığına, büyümeye ve gelişmeye faydalıdır.
MISIR: Protein, A, B ve C vitamini yönünden zengindir. Damar sertliğine ve kolesterole faydalıdır. İdrar söktürücüdür. Böbreklerin düzenli çalışmasında fayda sağlar.
MUZ: B6 vitamini ve potasyumdan zengindir. Hücre yenilenmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinde faydalıdır. Elektrolit dengesini sağlar.
KAYISI: A, B ve C vitamini içerir. Cilt, göz ve bağışıklık sistemine fayda sağlar. Kemik gelişimini arttırır. Kansızlığa iyi gelir. Kas ve sinir sistemini güçlendirir.
VİŞNE: A vitamini ve potasyumdan zengindir. İdrar söktürücüdür. Karaciğer ve mide üzerinde olumlu etkileri vardır.
ŞEFTALİ: C vitamini, potasyum ve posadan zengindir. Hazmı kolaylaştırır. Sinir sistemine faydası vardır. Vücudun savunma sistemini güçlendirir.
AHUDUDU: Folik asit, C, E ve A vitamini içerir. İştah açıcı ve idrar sökücüdür. Diş sağlığına iyi gelir. İshali önler ve ateş düşürücüdür.
DOMATES: Folik asit, magnezyum, potasyum, B ve A vitamini içerir. Hücre yenilenmesinde, bağışıklığın artmasında, kemik ve kas gelişiminde etkilidir.
PATLICAN: B1, B2, C ve A vitamini içerir. Sinir sistemine iyi gelir. Cilt sağlığına ve bağışıklık sistemine faydalıdır.
TRABZON HURMASI: A ve C vitamini ile potasyumdan zengindir. İshal koruyucudur. Göz ve cilt sağlığına olumlu etkileri vardır.
PORTAKAL: C vitamini ve flovanoid denilen antioksidan deposudur. Kansızlığa iyi gelir. Kalp ve atardamarları korur. Kolesterol düşürücüdür. Bağışıklık sistemini güçlendirir.
NAR: C vitamini, demir ve potasyum deposudur. Çok güçlü antioksidandır. Kansere karşı koruyucudur.
MANDALİNA: C ve A vitamini ile potasyum yönünden zengindir. Hastalıklara karşı vücudun direncini arttırır. Yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur. Damar sertliğine faydası vardır. Güçlü bir antioksidandır.
GREYFURT: Folik asit, potasyum ve C vitamini kaynağıdır. Hücre yenilenmesinde ve büyümesinde etkilidir. Güçlü antioksidandır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Damar sertliğine faydası vardır.
KİVİ: C vitamini deposudur. Yaşlanmayı geciktirir. Güçlü antioksidandır. Alerjiye karşı bağışıklığı arttırır.
ÇİLEK: A, C ve E vitamini ile folik asitten zengindir. Kas ve eklem ağrılarında faydalıdır. Cilde iyi gelir. İdrar sökücüdür.
YEŞİL BİBER: C vitamini yönünden çok zengindir. Güçlü bir antioksidandır.
LİMON: Yüksek oranda C vitamini içerir. İskorbüt hastalığına iyi gelir. Güçlü antioksidandır. İdrar sökücüdür. İdrar yolları iltihabında faydalıdır.
MAYDANOZ: Çok yüksek oranda C vitamini içerir. Ayrıca folik asit, A ve E vitamini yönünden zengindir. Büyüme, kemik ve diş sağlığı gelişiminde etkindir.
MANGO: A ve C vitamini yönünden hayli zengindir. Göz ve cilt sağlığına iyi gelir. Antioksidan özelliği ile kansere karı koruyucudur.
PEPİNO: C vitamini, fosfor ve potasyum kaynağıdır. Eklem romatizmasında, kemik gelişiminde ve hemofili hastalığında etkilidir.
Güncel Haberler
Oniki ve daha yukarı yaşlarda bulunan çocuklar ruhsal ve kişilik gelişmelerini önemli ölçüde tamamlamaları nedeni ile daha küçük yaşlardaki çocukların yaşadıkları bazı sorunları yaşamamaktadırlar.
Anne baba arasındaki sorunların neler olduğu ve çözüm konusunda daha mantıklı düşünebilmektedirler.
Bu yaş grubundaki çocuklar anne ve babaları arasındaki sorunları çok iyi bilmektedirler. Bu sorunlar nedeniyle kimin kabahatli olduğunu, sorunların asıl nedenlerine, ebeveynlerinin etkisinden kalmadan kendileri karar verebilmektedirler. Bazen anne babalarını barıştırmaya, sorunların çözümüne katkıda bulunmaya çalışmaktadırlar. Bazende bu evliliğin yürümeyeceğini düşünmektedirler. Bu nedenle anne babalarının boşanmasını istemektedirler. Bunun anne babaları ve kendileri için daha iyi olacağını bilmektedirler. Yürümeyeceğine inandıkları evliliği yürütmeye çalışan ebeveynlerine öfke duymaktadırlar. Baba, anneye fiziksel şiddet, kötü muamelede bulunuyorsa annelerinin bir an önce boşanmasını istemektedirler. Kendisine yapılan eziyetlere katlandığı için anneye öfkelenmekte ve onu anlayamadıklarını söylemektedirler. Anne, neden boşanmadığını konuştuğunda ise onu anlamaktadırlar. Annenin boşanması durumunda ekonomik bir geliri ve gideceği bir yeri yoksa, o zamanda annelerine hem acımakta hemde babalarına nefret duymaktadırlar. Annenin babaya eziyet etmesi pek görülmediğinden anneye karşı böyle bir durum sözkonusu olmamaktadır. Boşanma durumunda hangi ebeveynin yanında kalacaklarına daha mantıklı olarak karar vermektedirler. Anne baba biribirlerine karşı çok saygısızca davranışlar yapıp sürekli biribirlerini aşağılayıcı davranışlarda bulunmamışlarsa ve biribirlerini çocuğa kötülemeden medeni bir şekilde karar verip boşanmışlarsa ve bunu çocuğa izah etmişlerse, boşanmadan sonrada çocuğa karşı olan sorumluluklarını yerine getiriyorlarsa boşanma çocuk üzerinde ciddi olumsuzluklar yaratmamaktadır. Bir ebeveynin diğer ebeveyni sürekli kötülemesi ve bu konuda baskı yapmasından çok rahatsız olmaktadırlar. Diğer ebeveynin aramaması ve yardım etmemesi halinde ona olan kızgınlıkları artmakta ve onu görmek istememektedirler. Çünkü onun tarafından sevilmediğini düşünmektedirler. Ebeveynlerden birinin hiç arayıp sormaması çocukta rededilme duygusu yaratmaktadır. Boşanmadan önce o ebeveyn ile sıcak ilişkiler kuramamışsa onu görme isteği daha az olmaktadır. Ancak yinede bu kızgınlık sürekli olmamaktadır. Diğer ebeveynle görüşme konusunda kendi fikirlerinin alınmasını ve istemiyorlarsa görüştürülmemeyi istemektedirler. Yanında kaldıkları ebeveynin çözmesi gereken sorunların çözümünde ona yardımcı olmaktadırlar. Bazı çocuklar ise boşanmadan sonra ortaya çıkan sorunlar karşısında bocalamakta ve karışık duygular içine girmektedirler. Ne yapacağını bilememe, okulu aksatma, okulda ve okul dışında çeşitli uyumsuzluklar gösterme, okuldan kaçma, çeşitli kötü alışkanlıklara sapma, yanında kaldığı ebeveynle çatışma, hayata boş verme gibi davranışlar göstermektedirler. Bu dönem ergenlik dönemi olduğundan ergenliğin getirdiği ruhsal sorunlar ile boşanmanın getirdiği sorunlar iç içe girmektedir. Boşanma sonrası yeterli desteği görmeyenlerde ergenlik döneminde ortaya çıkan sorunlar daha sık olarak ortaya çıkmaktadır. Okulda ve evde kurallara uymama hayata boş verme, derslerine yoğunlaşamama, iç sıkıntısı, sinirlilik, öfke patlamaları ve depresif belirtiler sık, görülmektedir. Bu dönem birçok ruhsal bozukluğun başladığı dönem olduğundan boşanmadan sonra, yaşam şartları kötü olan çocuklarda bu bozukluklar daha erken ortaya çıkabilmekte ve daha ağır seyretmektedir. Bunaltı belirtileri ve bununla bağlantılı çeşitili organlarda ortaya çıkan fiziksel hastalık belirtileri sık görülmektedir.
Bu yaş grubundaki çocukların sosyal çevreleri genişlediğinden sorunlarını arkadaşları, öğretmenleri ve akrabaları ile paylaşabilmekte ve onlardan yardım isteyebilmektedirler. Okul, çalışma ve mesleki konularda planlar yapmaktadırlar. Kimliklerini oluştururken aile dışı çevrelerdende önemli ölçüde etkilenmektedirler. Bu çevrelerden ne kadar fazla olumlu mesajlar alıyorlarsa o kadar olumlu davranışar göstermektedirler. Boşanmanın yarattığı sorunlardan daha az etkilenmektedirler.
Boşanmış anne babaların ergenlik çağındaki çocuklarının bundan nasıl etkilenecekleri, anne babaların onlara olan ilgisi, sevgisi ve çevresel destek ile çok yakından ilgilidir. Çocukların kendilerini değerli ve güvenli hissetmeleri, iyi bir kişilik yapısı geliştirebilmeleri ve mutlu olabilmeleri için en önemli husus budur. Sosyal ve ekonomik şartların önemide göz ardı edilemez.
Diyet ve Beslenme
Ailesinden destek görmeyen obezite hastalarının özgüveni azalıyor ve içe kapanık yaşıyor. Ailesinden psikolojik destek görmediği halde kilo verme çabasında olanlar ise diyetlerine uydukları halde başarısız olabiliyor. Aynı durum zayıf olan ve normal kiloya ulaşmak isteyenler için de geçerli.
Özel Selçuklu Hastanesi Diyetisyeni Mevra Çimili, diyet programları sürecinde insanların kendi çabası kadar aile ve yakın çevre desteğinin de önemli olduğunu ifade ediyor.
Beslenme konusunun psikolojik yönü de olduğunu vurgulayan Diyetisyen Çimili, şişmanlık ve zayıflığın asıl nedenlerinden birinin de psikolojik sorunlar olduğunu dile getiriyor.
Huzursuz ve mutsuz kişilerin sorunlardan kaçmak ya da kendini oyalamak için aşırı derecede ve sık sık yemek yediklerini bildiren Çimili, aynı sorunlarla karşılaşan bazı kişilerin ise iştahlarının kapanıp yemek yiyemediklerini kaydediyor.
Mutsuz kişilerin genellikle günün büyük bir kısmını mutfakta bir şeyler atıştırarak geçirdiğini veya hızlı yemek yediğini söyleyen Çimili, “Bu kişiler yemek yerken başka şeylerle uğraşabiliyor. Gece kalkıp yemek yiyebiliyor ve bunu ertesi gün hatırlamıyor. Bütün bunlar göz ardı edilmeksizin şişmanlık ve zayıflığın altında yatan psikolojik sorunlar çözülmeli daha sonra zayıflama ya da kilo alma işlemine geçilmelidir. Bu konuda da bir diyetisyene başvurulmalı, kulaktan dolma bilgilerle hareket edilmemelidir.” diye uyardı.
Diyete başladıktan sonraki en önemli aşamanın aile ve yakın çevre desteği olduğunu anlatan Çimili, şunları kaydetti: “Özellikle obezlikle mücadele eden hastalara aile ve yakın çevre desteğini esirgemektedir. Zaten aynalarla barışık olmayan bireyler, ideal kiloya ulaşma süreci desteklenmediği için erken pes ediyorlar veya yarım bırakıp, başarısız sonuçlarla karşılaşıyorlar.”
Ailesinden destek görmeyen obezite hastalarının kendilerine güveninin azaldığını ve içe kapanık bir yaşam tarzı benimsediklerini aktaran Çimili, şu şekilde devam etti: “Bu durum ideal kiloya ulaşma sürecini daha da zorlaştırır. Sosyal bir mesele olan bu sorun, uzmanlar, hasta ve hasta yakınlarının birlikte göstereceği çabayla aşılabilir.”
En çok eşi, ailesi ve yakın çevresinden psikolojik destek alan obezite hastalarının başarı sağlayabildiğine işaret eden Çimili, “Ailesinden psikolojik destek görmediği halde kilo verme çabasında olanlar, diyetlerine uydukları halde hiçbir başarı elde edememe durumu ile karşılaşılabilir. Fakat diyetine uyan, ailesinden de destek gören bireyler ideal kilolarına beklenen sürede ve sıhhatlı bir şekilde ulaşırlar. Aynı konu zayıf olan ve normal kiloya ulaşmak isteyen bireyler için de geçerlidir.” ifadelerini kullandı.
Diyet uygulamanın meşakkatli olduğunu hatırlatan Çimili, sıhhatlı gıdalarla uygun kaloride beslenme ve uygun fiziksel aktiviteyle birlikte bireyin moralinin de önemli olduğuna dikkat çekti.
Meme Hastalıkları
Gelişmiş toplumlarda, gelişen ve gelişmemiş toplumlara oranla çok daha fazla. Örneğin ABD’de her 8 kadından 1’i yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski içindeyken, Uzakdoğu’da ve gelişen toplumlarda bu oran 20 ile 26 kadında 1-dir. Ancak son zamanlarda Uzakdoğu ülkelerinde Batılılaşmaya yönelik bir yaşam değişikliği, bu oranı 15 ile 20 arasında 1 kadına indirgediği bildiriliyor. Amerikan Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü Meme Sağlığı ve Hastalıkları Birimi-nden Prof. Dr. Şükrü Aktan konuyla ilgili bilgi verdi.
Meme kanserine günümüzde neden olan faktörler nelerdir?
Meme kanseri üretken yaşta kadınlar arasında sıklıkla görülen bir kanser türüdür ve nadir de olsa erkeklerde de görülebiliyor. Günümüzde kanseri ortaya çıkartan en önemli faktörler şu şekilde sıralayabiliriz. Hastaların genetik özellikleri, hastalara ait bazı özellikler, kansere ortam hazırlayabilecek bazı riskler. Örneğin sayıin erken yaşta başlaması, geç menopoz, doğum yapmamak, süt emdirmemek, aşırı kilo, aşırı alkol tüketimi gibi nedenler meme kanserinde risk faktörü olarak nitelendirilmektedir.
Meme kanserinden nasıl korunulabilir?
Her kanser türü gibi meme kanseri de sessiz ve gizli seyreder. Klasik belirtisi, memede hastanın farkettiği veya doktor tarafından muayene sırasında saptanan kitlenin varlığıdır. Hastalığın erken tanısı derken, daha kitle ele gelmeden kanserin ortaya çıkarılmasını anlıyoruz. Modern teknolojik yöntemler sayesinde uzman doktorlar meme kanserine erken tanı koyabiliyorlar.
Bu nedenle 30 yaş sonrası kadınların her yıl en az bir kez meme muayenesi için doktora başvurmaları ve 40 yaşına kadar her yıl ultrasonografi yaptırmaları tavsiye edilmektedir. 40 yaş sonrası ise fizik muayeneye, ultrasonografi ile birlikte mutlak olarak mamografi de tetkiklere eklenmeli. Böylece memede daha kitle oluşmadan kanseri belirleyebilecek bir takım bulgular elde edilir ve erken zamanda biyopsi veya cerrahi girişimler gündeme gelebilir.
Günümüzde meme kanserini artıran etkenler var mıdr?
Meme kanserine, modern toplumlarda oldukça sık rastlanılıyor. Gelişmiş toplumlarda, gelişen ve gelişmemiş toplumlara oranla çok daha fazla. Örneğin ABD’de her 8 kadından 1’i yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma riski içindeyken, Uzakdoğu’da ve gelişen toplumlarda bu oran 20 ile 26 kadında 1-dir. Ancak son zamanlarda Uzakdoğu ülkelerinde Batılılaşmaya yönelik bir yaşam değişikliği, bu oranı 15 ile 20 arasında 1 kadına indirgediği bildiriliyor.
Buna kısaca Batılılaşma yani modern yaşam dersek ülkelerdeki sosyoekonomik ve teknolojik gelişim, meme kanseri görülme sıklığında son 10 yılda belirgin bir artış ortaya çıkartmıştır. Bu etkenler sayıin erken yaşta başlaması, menopoz yaşının ileri yaşlara uzaması nedeniyle kadınların daha fazla östrojen hormonuna maruz kalmaları, meme kanseri artışını tetikleyen bir etmen olarak düşündürmekte.
Yine modern yaşamda kadınların genç yaşta anne olmaları, daha az süt emdirmeleri veya hiç doğum yapmamaları kanserin ortaya çıkışını etkileyici unsurlardır. Ortamdaki kimyasal maddeler, radyasyona maruz kalma, çevre kirliliği, bazı hormonların düzensiz kullanımı bu etkenler içerisinde sayılabilir. Dikkatsiz beslenme nedeniyle oluşan kilo artımları, aşırı alkol tüketimi, hareketsizlik ve egzersiz yapmama gibi nedenler de meme kanseri için tetikleyici nedenler arasında sayılıyor.
Özetleyecek olursak, Batılılaşma diye nitelendirilen sosyal yapının aslında medeniyetin ilerlemesi ile yakın ilgisi olduğu, modern teknolojinin insana sayısız yararlar sağlarken diğer yandan da bazı problemleri ortaya çıkardığı izlenimini yadsıyamayız. İşte bu sorunlardan biri de hanımların korkulu rüyası meme kanseri.
Kanserden korunmada deitirilebilirveya deitirilemez faktörler neler?
Özellikle meme kanserinde değiştirilemez risk faktörlerinin başında genetik geçiş özelliği sayılabilir. Birinci derece yakın kan akrabalarında meme kanseri saptanmış bir kadının meme kanseri olabilme riski, ailesinde kanser olmayanlara oranla iki ila üç kat daha fazladır. Bu oran ailesinde iki veya daha fazla kişide meme kanseri olan kadınlarda 4 ila 6 katına kadar çıkabiliyor. Erken sayı görme değiştirilemez faktörler arasında sayılır.
Memede kanser öncesi oluşabilecek hücresel değişiklikler de (atipi, hiperpilazi diye nitelendirilen) değiştirilemez faktörler arasındadır. Değiştirilebilecek faktörler ise, ilk kez anne olma yaşı, anne olmak, süt emdirmek, kilo almamak, düzenli egzersiz yapmak, bir takım ek hormonal ilaçlardan uzak kalmak sayılabilir.
Meme kanserinde erken tanıda yardımcı etkenler neler?
Bu konuda hastalara ve doktorlara düşen görevler vardır. Hastalara düşen görevlerin başında meme sağlığına önem vermek gelir. Ayrıca 20 yaşından sonra her kadının kendi kendine meme muayenesine alışması gerekmektedir. Bunun yanı sıra kadınların yıllık doktor muayenesi (özellikle meme konusunda deneyimli genel cerrahi uzmanı) ve radyolojik görüntüleme tekniklerinden (ultrasonografi ve mamografi gibi) yararlanması gerekir. Bunun iki yararı şu şekildece özetlenebilir;
• Oluşabilecek bazı değişimlerin erken ortaya çıkartılması ve yakın takibi olanağı sağlanır.
• Gelişmekte olan veya başlangıçtaki meme kanseri olgularında erken tedavi şansı doğar.
Bu nedenle daha ele gelmeyen bir meme kanserinde en iyi yardımcı tetkik, radyolojik görüntülemedir. Modern yaşamın kanseri arttırmasına rağmen, teknoloji sayesinde meme kanseri erken tanınabilir bir hastalıktır.
Meme kanseri tedavisinde son 20 yıldır gelinen nokta gerçekten çok yüz güldürücüdür. Özellikle meme koruyucu cerrahi ve sonrası kemoterapi ve radyoterapideki gelişmeler bunun en belirgin örneğidir. Ancak kadınlar asla, “nasıl olsa bu teşhis edilip, tedavi ediliyor” düşüncesi ile ihmalkar davranmamalı ve meme sağlığına ciddiyetle önem vermeli. Yıllık kontrollerin akılda tutulması ve buna uyulması halinde erken teşhisin yararının tartışılamaz olacağı unutulmamalıdır.
Gebelik
Amerika ve Avrupa’dan sonra ülkemizde de ortaya çıkan domuz gribinin bir salgına neden olması bekleniyor. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf kişilerin daha kolay yakalandıkları domuz gribi virüsü, hamileler için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Senai Aksoy, domuz gribinin hamileler üzerindeki etkisi yle ilgili en önemli soruları yanıtladı.
Domuz Gribi nedir?
İsmi nedeniyle domuz gribinin, domuz etinin veya domuz mamulleri içeren gıdaların yenmesi sonucunda ortaya çıktığı sanılmakta. Oysa hastalığın domuz ve ürünlerini yenmesi sonucunda bulaşması söz konusu değildir. Domuz gribi domuzlarda görülen ve salgın halinde yaşanan İnfluenza tip A’nın sebep olduğu bir solunum yolu hastalığıdır.
Domuz gribinin belirtileri nelerdir?
Hastalığa erken teşhis konulamamasının en önemli nedenlerinden biri belirtilerinin sıradan grip ve soğuk algınlığına benzemesidir. Domuz gribinin en önemli belirtisi yüksek ateş olmakla birlikte
• Öksürük
• Boğaz ağrısı
• Genel vücut ağrısı
• Baş ağrısı
• Üşüme
• Halsizlik
olarak sıralanabilir. Bazı vakalarda mide ve bağırsak rahatsızlıkları bu belirtilere eşlik edebilir.
Domuz gribi nasıl bulaşır?
Tüm grip hastalıklarında olduğu gibi domuz gribinin de başlıca bulaşma şekli insandan insana gerçekleşir. En görülen bulaşma şekilleri:
• Öksürük ve hapşırma
• Hasta kişi ile el teması
• Cinsel temas
• Hasta kişi ile aynı çatal, kaşık, tabak, bardak vs. kullanımı
• Ortak kullanım alanlarındaki eşyalar (masa, sandalye, kapı kolu)
Domuz gribi virüsü 7 gün boyunca bulaşıcılığını koruyabiliyor. Virüse yakalanan kişi henüz hastalanmadan hastalığı bulaştırabileceğinden çevresi için tehdit oluşturmaktadır.
Kimler domuz gribine daha kolay yakalanabilir?
Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde domuz gribine yakalanma riski daha yüksektir. Çocuklar, ihtiyarlar, kalp, solunum yolları ve benzeri hastalıklara sahip kişiler ve hamileler domuz gribine daha çabuk yakalanabilir. Özellikle hamile kadınlarda hormon dengesinin değişmesi domuz gribine yakalanma riskini artırıyor. Anne adayında ayrıca astım, kalp gibi hastalıklar da mevcut ise domuz gribi daha tehlikeli hale geliyor.
Domuz gribine yakalanan hamileler nasıl tedavi ediliyor?
Domuz gribi tedavisinde oseltamir ve zanamivir ekten maddesini içeren ilaçlar kullanılmakta. Bu ilaçlar hap, sıvı ve toz halinde sunuluyor. Etken maddesini içeren hastaların hızla sıhhatlarına kavuştukları biliniyor. Ancak hamilelerde bu ilaçların çok dikkatli kullanılmasında fayda var. Anne adayı ve bebek üzerinde oluşabilecek ciddi ve ağır yan etkiler oluşabileceğinden ilaçların mutlaka doktor denetiminde alınması gerekiyor. Anne adayının başka bir hastalığı mevcut ise aynı anda başka bir tedavinin uygulanması da gerekebilir. Hassas bağışıklık sistemleri nedeniyle hastalığı daha ağır geçiren hamileler için en iyi tedavi hastalıktan korunmaktır.
Hamileler domuz gribine karşı nasıl önlem almalı?
Özellikle toplu yaşam alanlarında hızla yayılan domuz gribinden korunmak için en önemli koşul hijyendir. Hamilelerin okul, alışveriş merkezi, restoran gibi ortamlarda hijyen koşullarına dikkat etmeleri ve kendilerini korumaları gerekir.
Bunun dışında yapılabilecekler:
• Sık sık el yıkamak hastalığa yakalanma riskini azaltabilir.
• Su ve sabun bulunmayan ortamlarda dezenfektanı mendil ve sıvıları kullanmak mümkün.
• Ortak kullanım alanlarındaki tuvaletler mümkün olduğunca kullanılmamalı.
• Dengeli beslenmeye dikkat etmek bağışıklık sisteminin zayıflamasını önler.
• Hamilelerin sıkça dinlemesi uyku düzenlerine dikkat etmesi onları hastalara karşı daha dirençli hale getirir.
• Anne adaylarının şüpheli kişilerden, gribe yakalanmış kişilerden uzak durması gerekir.
Hamileyken domuz gribine yakalanan anne adayları ne yapmalı?
Hamileliği süresince domuz gribine yakalandığından şüphe eden anne adayının en kısa sürede bir uzmana başvurması gerekir. Uzman denetimi olmadan ilaç alınmamalı.
Meme Hastalıkları

Meme enfeksiyonları en sık olarak 18-50 yaş arası kadınlarda oluşmaktadır, günümüzde eskiye oranla daha az görülmektedir. Meme enfeksiyonlarını 1- emziren kadınlarda, 2- diğer kadınlarda oluşan enfeksiyonlar olarak iki gruba ayırabiliriz. Emziren annelerde görülen meme enfeksiyonları en sık olarak emzirmenin ilk altı haftasında görülür; daha sonraları da oluşabilir. Hijyen kurallarına daha iyi uyulması sayesinde günümüzde daha az görülmektedir. Emziren kadınlarda meme enfeksiyonunun ilk semptomları ağrı, şişlik, kızarıklık ve hassasiyettir. Genel kırıklık hali, ateş ve başağrısı oluşabilir..
Emzirme esnasında meme başında çatlaklar, kızarıklıklar, sızlama olursa hemen tedbir alınmalıdır. Memenin belli bir bölgesinde sütün yeterli boşalamamasına bağlı şişlik oluşursa bu kısımda da enfeksiyon ve apse oluşabilir.
Memelerde enfeksiyon veya apse şüphesi oluşur ise en kısa sürede bir genel cerraha başvurmak gereklidir. Emziren annelerde bebeğe zarar vermeyecek antibiotikler başlanarak, emzirme kesilmeden tedavi uygulanabilir. Enfeksiyon olduğunda iltahaplanmış sütün sağılarak boşaltılması önemlidir, bu sayede bir apse oluşmasının önüne geçilebilir. Sütle bebeğe geçebilecek az sayıdaki bakteriler mide asidi ile öldürüleceği için bebeğe zarar vermezler. Gecikmiş vakalarda veya bazen antibiotik başlanmış olduğu halde enfeksiyon gerilemeyerek apse oluşabilir. Bu durumda bu apsenin drene edilmesi yani açılarak boşaltılması gereklidir.
Emzirmeyen kadınlarda da meme enfeksiyonu gelişebilir. Bu enfeksiyonlar en sık meme başı civarında oluşur. Meme enfeksiyonu oluşan kadınların çoğu yirmili yaşların sonunda ve 30 lu yaşların başlarında ve %90’ı sigara içen kadınlardır. Sigara içen kadınlarda meme başı altındaki süt kanallarında hasarlanma oluştuğu ve bunun sonunda da enfeksiyon meydana geldiği düşünülmektedir. Bu duruma periduktal mastrit denir ve meme başı bölgesinde ağrı, kızarıklık ve bazen de şişlik ile kendisini gösterir. Bu enfeksiyon genellikle uygun antibiotiklerle geçer ama eğer süt kanalında hasarlanma oluşmuşsa tekrarlar. Eğer sık tekrarlamalar oluşuyorsa hasta kanal ya da kanalların çıkartılması için operasyon gerekebilir.
Büyük memeli bazı kadınlarda da meme alt kısım derisinde kızarıklıklar, pişikler veya enfeksiyonlar oluşabilir. Bunun sebebi bu bölgenin daha sıcak, daha terli olması ve bakteri ve mantarların üremesine daha uygun hale gelmesidir. Böyle enfeksiyonlar oluştuğunda antibiotikli veya mantara karşı kremler kullanılır. Bu bölgeler mümkün olduğu kadar kuru ve temiz tutulmalıdır. Buralara talk pudrası sürmek doğru değildir. Bu bölgelerde oluşan pişiklerin aslında mantar enfeksiyonu olduğunu bilmek ve doktora görünerek uygun ilaçları kullanmak gereklidir.
Genel Rahatsızlıklar

Amerika’da yapılan bir araştırma sık sık migren ağrısı çeken kadınların sigara içtikleri taktirde felç geçirme risklerinin iki kat arttığını ortaya çıkardı
Doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda da aynı etkinin yaşandığı görüldü. Uzmanlar “Migren ağrısı çeken kadınlar sigarayı ve doğum kontrol hapı kullanmayı bir an önce bırakmalı” dedi.
Migren nasıl tedavi ediliyor
Tedaviyi üç başlıkta inceleyebiliriz:
1- Önce migreni kolaylaştıran nedenleri anlamaya çalışıyoruz. Migren atağının uykuyla, açlıkla ya da yemekle ilişkisini fark etmişsek önce bunların düzeltilmesini istiyoruz. Tetikleyicileri ortadan kaldırdıktan sonra en azından migren ataklarının azaldığını görüyoruz. Tabii, lodos ya da sayı dönemi gibi bazı tetik faktörlerini kaldırmamız mümkün olmuyor.
2- Eğer bir kişi ayda iki ya da üçten fazla atak geçirmiyorsa sadece atak tedavisiyle olayı çözmeye çalışırız. Atak tedavisi basit ağrı kesicileri de ‘triptan’ dediğimiz migren ilaçlarını içeriyor.
3- Migren ayda üç -dörtten fazla geliyorsa atak gelmesini engelleyici tedavi planlıyoruz. Bunların içinde ‘beta bloker’ dediğimiz yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar olabiliyor. Epilepsideki bazı ilaçlar da aynı zamanda migreni çok iyi tedavi edici ilaçlar arasında yer alabiliyor. Yine depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlardan da yararlanabiliyoruz.
İlaç seçimi neye göre yapılıyor
Migrenlilerde depresyon iki -üç kat daha fazla. Bunun nedeni hastalık birlikteliği denen bir durum. Yani migrene yatkınlık aynı zamanda depresyona da yatkınlık sağlayabiliyor. Bu durumda depresyon ilaçları gündeme gelebiliyor. Benzer şekilde esansiyel tremor dediğimiz illerde ince bir titreme olan kişilerde de migreni daha sık görüyoruz. ‘Beta bloker’ dediğimiz tansiyon ilaçları hem titremeye hem de migrene iyi geliyor. Bu durumda rahat bir şekilde o ilacı seçebiliyoruz.
İlaç tedavisi ne kadar devam eder
Sonuç alıp almadığımızı bir -bir buçuk aydan önce söylemek mümkün değil. Tedaviye yanıt alıyorsak ilaçları en az altı ay, tercihen bir yıl sürdürürüz. Sonra azaltarak tedaviyi keseriz.
Tedaviden sonra ağrı tekrarlar mı
İlaç tedavisi sırasında çoğu kişi ağrı sıklığında yüzde 50’den fazla bir düzelme tanımlıyor. İlaçlar kesildikten sonra da hastaların yarısında bir -iki yıl içinde aynı şiddette olmasa da ağrı geri dönebiliyor. Bu durumda aynı tedavi uygulanıyor. Ataklar seyrekse sadece ağrı kesici ilaçlarla tedaviye devam edilebiliyor.
Akupunkturun yararlı etkisi var mı
Araştırmalar akupunkturun üstünlüğünü göstermiyor. Hatta etkisi bile tartışmalı. Yalancı akupunktur ile gerçek akupunktur uygulanan kişilerde büyük fark olmamış. Ancak bazı kişilerin akupunktura çok iyi yanıt verdiğini görüyoruz. Yoganın da iyi geldiği hastalar var. Ama biyoenerji ya da bitkisel ilaçların tedavide yeri yok.



